Ahmak Islatan

Ahmak Islatan

Yaşamanın yada yaşamayı denemenin bir çok yolu vardır. Ben size üç türe indirgeyerek anlatacağım. Bir nevi genelleyeceğim durumu. Kimi insan kendi için yaşar. Kendinden emindir, her durumda kendi çıkarına ve amacına ulaşmayı hedefler. Bazıları ise dengeyi kurabilmiş olanlardır. Kendi hedefleri ne giderken başkalarını da düşünebilen hassasiyeti iyi kuran sosyal zekası yüksek, duyarlı insanlardır. Dengeyi iyi kurarlar, böylelikle kendilerine zarar vermedikleri gibi başkalarına da zarar vermezler. Kimisi ise kendini sevemeyen yaşamak için kendinden başka her yerde bir neden araç arayan, sevdiği insanlar için her türlü tehlikeyi göze alacak insanlardır. Bu insanlar kendilerine bir değer veremedikleri için değer verdikleri diğer kişilere yönelirler. Kısacası kendini hep ateşe atar bu tip insanlar. Değerli gördükleri insanlar için.

3. yolu seçen bu insanlar aralarında en mutsuz olan insanlardır. Çünkü başkasında aradığı mutluluk ve kendine veremediği o değeri o kişiye yansıtma durumu çoğunlukla geri teper. Bir insan ilk iki durumda yola kendini bir şekilde tanıyarak devam eder. Ne olduğundan az, çok haberdardır. 3 durum ise çok farklı tanımadığın bir insanı tanıdığını var sayarak adım atmak. Nasıl da büyük bir kumar öyle değil mi? Ama tabi bunu yaşarken tam olarak böyle olmuyor. Bir kere inandığın zaman her şey çok farklılaşıyor. değersizlik, kendine veremediğin o değer bir kere ona geçti mi öyle bir yüceliyor ki karşındaki insan.. Kendine değer veremeyip de yapamadığın ne kadar şey varsa ( ve de fazlası) yapabilir hale gelmek. Bu bile insanı bağlamaya itiyor bu durumda. Acıklı bir saplantıdan ibaret tabi bu durum. Karşı tarafa verdiğin bu değer, karşı tarafa kendi isteğin ile taktığın bir maskeyi de beraberinde getiriyor çünkü.

Yüceltmek! Onda olmayan özellikleri bir bir ona eklemek. Hayır aslında bu tip insanlar varacağımı sandığınızın aksine başkaları tarafından kandırılmıyor. Bir zati kendileri tarafından kandırılıyorlar. Kendilerini kandırıyorlar bile isteye. Sonra da yanılmışı oynuyorlar. Defalarca. Nereden mi biliyorum? Çünkü defalarca oynadım. Her oynayışımda daha da inandırdım kendimi kurban olduğuma. Doğru kurbanım, çok doğru. Fakat bir o kadar da eksik. Kurban olduğum kadar da suçluyum. Kendimi kurban etmekle suçlu. Zararı en azından kendime veriyorum düşüncesi de bir o kadar rahatlatıcı oluyor bu arada. Kendine değer vermeyen bir insan, kendine zarar vermekten ne kadar çekinebilir ki?

O yüzden bilmiyorum kaç kere oynadım bu oyunu kendime. Bilemem daha da ne kadar oynayacağımı. Fakat şunu da anladım bu oyunu ne kadar oynarsam oynayayım sonunda mutlu olmayacağım. Anlık geçici bir umut, biraz sahte sevinç ve hayat enerjisi. Devamı bir türlü gelmeyen o sahte mutluluklar. Bu kısır döngüden bir gün çıkmanın yolunu bulacağım. Yani en azından inancım o yönde. O zamana kadar kendimi daha da bilinçli bir şekilde kandırmaya devam!

Beğen  7
Yazar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir